Your browser (Internet Explorer 7 or lower) is out of date. It has known security flaws and may not display all features of this and other websites. Learn how to update your browser.

X

Küresel Rekabette Türk Otomotiv Sanayii: 2026’da Gümrük Birliği ve Yatırımlar Kritik Eşikte – Özlem GÜÇLÜER

2025 yılı, küresel ekonomi ve otomotiv sanayii açısından toparlanmanın devam ettiği, öte yandan ticaret ve politika ortamının giderek karmaşıklaştığı bir yıl oldu. Dünya genelinde artan korumacı politikalar ile artan küresellikten yerelliğe geçiş eğilimi, jeopolitik hareketlilik ve talepteki bölgesel farklılaşmalar, otomotiv sanayiinin üretim ve yatırım kararlarını belirleyen temel unsurlar oldu.

Pandemi sonrasında yaşanan tedarik zincirlerindeki artan kırılganlık 2025 yılında kısmen hafiflerken, küresel otomotiv sanayiinin ana gündemi arz güvenliğinin yanı sıra küresel rekabetçilik dengelerinin yeniden tanımlanması oldu. Başta yarı iletkenler, batarya teknolojileri ve kritik ham maddeler olmak üzere stratejik alanlarda ülkeler, sanayi politikalarını daha korumacı ve yerelleşmeyi önceliklendiren bir çerçevede şekillendirmeye başladı. Küresel otomotiv sektöründeki gelişmeler Amerika, Çin ve Avrupa Birliği (AB) olmak üzere üç ana eksende şekillendi.

Amerika Birleşik Devletleri’nde otomotiv ana ve tedarik sanayiini kapsayan ek gümrük vergileri ve yerli üretimi teşvik eden sanayi politikaları, küresel değer zincirlerinde önemli bir kırılma yarattı. ABD’nin, ithal ürünlere yönelik ilave vergi ve yerli üretim şartlarıyla desteklenen yaklaşımı; otomotiv sanayiinde maliyetleri, ticaret akışını ve yatırım kararlarını doğrudan etkileyen bir unsur haline geldi.

Öte yandan Çin, 2025 yılında da küresel otomotiv sanayiindeki belirleyici rolünü sürdürdü. Özellikle elektrikli araçlar ve batarya teknolojilerinde sahip olduğu yüksek üretim kapasitesi ve maliyet avantajı, Çin’in küresel pazarlardaki konumunu daha da güçlendirdi. Bu durum, başta ABD ve Avrupa olmak üzere birçok pazarda rekabet, piyasa dengesi ve ticaret önlemleri tartışmalarını beraberinde getirdi. Çin’in küresel pazarlardaki etkisi, otomotiv sanayiinde korumacı refleksleri daha da güçlendiren bir unsur olarak öne çıktı.

Ülkemizin en önemli ticaret ortağı olan AB’de ise 2025 yılı, Yeşil Mutabakat hedefleri ile rekabetçilik kaygılarının birlikte ele alındığı bir dönem oldu. AB, sanayisinin küresel rekabet gücündeki aşınmaya karşı yeni tedbirleri devreye alırken, iddialı hedeflerinde kararlılığı bırakmadan bazı esneklikler oluşturmak durumunda kaldı. Sanayiyi korumaya yönelik politikalarda “Made in EU” yaklaşımının öne çıkması 2026 yılı itibarıyla destek ve teşvik mekanizmalarında yerli üretimin gözetileceğini net olarak ortaya koydu.

Bu küresel çerçeve içerisinde Türkiye otomotiv sanayii, 2025 yılında güçlü üretim altyapısı, ihracat kabiliyeti ve entegre tedarik yapısı sayesinde rekabetçi konumunu sürdürdü. Küresel dalgalanmalara rağmen üretim ve ihracat performansıyla ülke ekonomisine katkı sağlamaya devam etti. Tutar bazında tarihsel rekor seviyeye ulaşan otomotiv sanayi ihracatı, ülkemizin sektörel ihracat sıralamasında lider konumunu korudu. İç pazar tarihsel rekor seviyeye ulaşırken, iç pazardaki yerli araçların payı geçmişten bu yana en düşük seviyede gerçekleşti. Bu durum sanayinin rekabetçiliğini ve dış ticaret dengesini olumsuz etkiledi.

2025 yılı, Türkiye otomotiv sanayii açısından dönüşümün devam ettiği, birçok yeni yatırım kararının açıklandığı bir dönem oldu. Elektrikli, bağlantılı ve yazılım odaklı araç teknolojileri sanayinin yatırım gündeminde daha fazla yer almaya başladı. Ana sanayi firmalarının yeni teknoloji yatırımlarına paralel olarak, tedarik sanayinin bu dönüşüme uyumu rekabetçiliğin sürdürülebilmesi açısından kritik rol oynadı.

Küresel ticaret ortamındaki öngörülebilirliğin gitgide zorlaştığı 2026 yılı, Türk otomotiv sanayisinin açıkladığı yatırım kararlarını hayata geçirdiği bir yıl olacak. 2026 yılında yeni modellerin üretimine başlanırken, yeni yatırımların etkisi ile üretim kapasitesinde de artış yaşanacak. Türk otomotiv sanayisinin üretim ve ihracat sürekliliği için en kritik husus AB ile Türkiye arasındaki kuvvetli ticaretin sürekliliğinin sağlanması olacak.  Türkiye sanayisi açısından kırılma noktası niteliğindeki Gümrük Birliği’nin 30 yılı geride kalırken AB ile ticari ilişkilerin kritik bir süreçten geçmekte olduğunu görüyoruz. AB’nin diğer ülkeler ile yaptığı ikili anlaşmaların etkisi ile Gümrük Birliği’nin Türkiye açısından rekabetçi yapısının erozyona uğradığını görmekteyiz. AB ile Türkiye arasındaki ticaret ilişkisinin karşılıklı kazanç ilişkisini sürdürmesi, Türkiye’nin Gümrük Birliği ortağı ve aday ülke olarak Türkiye’nin mevcut yatırımlarını korumayan ve yeni yatırım çekme kapasitesini gözeten adil ve kapsayıcı bir yaklaşımla ticaret politikalarının şekillenmesi önem taşıyor.

Sonuç olarak 2025 yılı, otomotiv sanayiinin yalnızca ekonomik dalgalanmalarla değil; aynı zamanda ABD, Çin ve Avrupa ekseninde şekillenen yeni bir ticaret ve sanayi politikası düzeniyle karşı karşıya olduğunu net biçimde ortaya koydu. Türk otomotiv sanayii, güçlü üretim altyapısı, yetkin insan kaynağı ve entegre tedarik ekosistemi ile bu dönüşümü yönetebilecek kapasiteye sahip konumda. Uygun politika çerçevesi ve yapıcı uluslararası iş birlikleriyle, sanayimizin küresel rekabetteki konumunu daha da güçlendireceğine inanıyoruz.