Karayolları Trafik Kanunu Değişikliği ve Oto Kiralama Sektörüne Yansımaları – Av. Sedat TARLACI

27 Şubat 2026 tarihli ve 33181 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 7574 sayılı Kanun ile 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda (“KTK”) önemli değişiklikler yapılmış; trafik ihlallerine uygulanacak yaptırımlar hem çeşitlendirilmiş hem de ağırlaştırılmıştır. Söz konusu değişiklikler trafik güvenliği bakımından daha caydırıcı bir çerçeve oluşturmayı hedeflemekle birlikte bu düzenlemelerin oto kiralama sektörü üzerindeki etkileri, sektörün kendine özgü faaliyet modeli nedeniyle ayrıca değerlendirilmeyi gerektirmektedir. Bu yazımızda, 27 Şubat 2026 tarihinde KTK’da yapılan değişiklikleri ve bu değişikliklerin oto kiralama sektörüne yansımalarını inceleyeceğiz.
Oto kiralama faaliyetinde araçların kullanımı kiracıya devredilmektedir. Araç sahibi konumundaki şirketler aracını kiracıya teslim ettikten sonra bu aracın kullanımı üzerinde anlık ve doğrudan bir denetim imkanına sahip bulunmamaktadır. Bu nedenle, trafik ihlallerine bağlanan yaptırımların kime yöneltileceği ve bu yaptırımlardan oto kiralama şirketlerinin etkilenip etkilenmeyeceği oto kiralama sektörü bakımından son derece önem arz etmektedir.
Kanun koyucunun 27 Şubat 2026 tarihli değişiklikte bu hususa dikkat ettiği anlaşılmaktadır. Zira söz konusu değişiklikle birlikte Karayolları Trafik Kanunu’nun 116’ncı maddesine eklenen yedinci fıkra, yaptırımların kiracıya yöneltilmesini gerektirmektedir ve oto kiralama sektörü bakımından önemli bir yapısal iyileştirme niteliği taşımaktadır. Buna göre trafik kural ihlalinin yapıldığı aracın ihlal tarihinde kiralandığının, 26/6/1973 tarihli ve 1774 sayılı Kimlik Bildirme Kanunu’nun ek 3’üncü maddesi kapsamında genel kolluk kuvvetlerinin denetimine hazır bulundurulan veriler üzerinden (KABİS kayıtlarından) tespit edilmesi ve tebligata uygun bir adresinin bulunması halinde idari para cezası karar tutanağı kiracı adına düzenlenerek tebliğ edilecek ve ceza kiracıdan tahsil edilecektir. Bu yaklaşım oto kiralama sektörü bakımından dikkat çekici bir değişime işaret etmektedir.
Ayrıca bu düzenleme, Anayasa Mahkemesi’nin ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesini merkeze alan kararlarıyla da uyumludur. Nitekim sürücünün kural ihlali nedeniyle araç sahibinin de idari para cezasıyla karşı karşıya kalmasına neden olabilecek düzenlemelerden biri olan ve bu yönüyle eleştirilen KTK m. 26/5’in dördüncü cümlesindeki “Sürücü, aynı zamanda araç sahibi değilse, ayrıca tescil plakasına da aynı miktar için ceza tutanağı düzenlenir.” ibaresi, Anayasa Mahkemesi’nin 10.09.2025 tarihli 2025/122 Esas ve 2025/185 Karar Sayılı kararıyla2 iptal edilmişti. Zira Anayasa’nın 38. maddesinde düzenlenen ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesi, bir kimsenin yalnızca kendi kusurlu fiilinden sorumlu tutulabileceğini, başkasının fiili dolayısıyla sorumlu tutulamayacağını güvence altına almaktadır. Anayasa uyarınca kişilere ceza verilebilmesi için eylemin o kişi tarafından gerçekleştirildiğinin kanıtlanması, araç sahibi olma ile suç arasındaki illiyet bağının ne suretle oluştuğunun da kanunda belirtilmesi gerekmektedir.
Kanun koyucunun da iptal kararıyla aynı doğrultuda bir hassasiyet geliştirdiği ve sürücünün ihlalleri nedeniyle oto kiralama şirketlerini sorumlu tutmama yönünde düzenleme yaptığı; bu yönüyle KTK m. 116/7’nin, sektör bakımından önemli bir yapısal iyileştirme olduğu söylenebilir. Ancak burada kritik bir kırılma noktası bulunmaktadır. Anılan düzenlemede yer alan “ve tebligata uygun bir adresinin bulunması halinde” ibaresi, düzenlemenin uygulamada etkinliğini zayıflatabilecek niteliktedir. Nitekim kiracıya ait adresin tebligata elverişli olup olmadığına ilişkin yapılacak değerlendirmeler, uygulamada idari para cezasının yeniden araç sahibi adına düzenlenmesi sonucunu doğurabilecektir. Bu durum, kanun koyucunun açıkça kiracıya yöneltmek istediği yaptırımın tekrar araç sahibine yönelmesine yol açabilir. Oysa kiracılara ait kimlik ve iletişim bilgileri, 1774 sayılı Kimlik Bildirme Kanunu kapsamında KABİS sistemine eksiksiz şekilde aktarılmakta ve kolluk kuvvetinin erişimine hazır tutulmaktadır. Bu çerçevede, ayrıca “tebligata uygun adres” kriterinin aranması, gereksiz bir ikinci kontrol mekanizması yaratmakla birlikte hukuki öngörülebilirliği zedeleme riski de taşımaktadır. Açıklanan nedenle, kanun koyucunun ortaya koyduğu iradenin uygulamada tam anlamıyla hayata geçirilebilmesi için söz konusu ibarenin metinden çıkarılmasının düzenlemenin amacına daha uygun bir sonuç doğuracağı değerlendirilmektedir.
Diğer taraftan, idari para cezaları bakımından benimsenen bu isabetli yaklaşımın trafikten men yaptırımları bakımından aynı ölçüde korunamadığı görülmektedir. Nitekim KTK’da yapılan değişikliklerle birlikte birçok kural ihlali için trafikten men yaptırımının da getirildiği (örn. KTK m. 23/3, 23/4, 23/5, 32/3, 32/4, 46/5, 47/4, 55/4, 70/5, 72/2) anlaşılmaktadır. Aracın trafikten menedilmesi, trafik kural ihlalinin ağırlaşması durumunda uygulanacak yaptırımlardan biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak kiralık araçlar bakımından değerlendirildiğinde, trafikten men yaptırımının doğrudan araç üzerinde uygulanıyor olması, kural ihlalini gerçekleştiren sürücüden ziyade araç sahibi konumundaki oto kiralama şirketlerini etkileyen bir sonuç doğurmaktadır.
Bu durum, kanun koyucunun KTK m. 116/7’de ortaya koyduğu yaklaşım ile çelişkili bir görünüm arz etmektedir. Zira bir yandan idari para cezalarının kiracıya yöneltilmesi suretiyle cezanın şahsiliği ilkesi gözetilirken, diğer yandan trafikten men gibi çok daha ağır sonuçlar doğuran bir yaptırımın uygulanması aynı ilkenin ihlaline yol açmış olacaktır. Trafikten men yaptırımının oto kiralama sektörü üzerindeki etkileri yalnızca hukuki değil, aynı zamanda ekonomik ve operasyonel boyutlar da içermektedir. Nitekim trafikten menedilen araçların ticari faaliyette kullanılamaması, doğrudan gelir kaybına yol açacak; filo yönetimini zorlaştıracak ve şirketlerin sözleşmesel yükümlülüklerini yerine getirmesini güçleştirebilecektir. Bu durum, küçük ve orta ölçekli işletmelerin faaliyetlerinin sürdürülebilirliğini dahi tehdit edebilecek sonuçlar doğurabilecektir.
Oysa Anayasa Mahkemesi 14.03.2019 tarihli 2019/1 Esas ve 2019/14 Karar sayılı diğer bir kararında3, KTK m. 67/2’nin üçüncü cümlesindeki aracın trafikten menedilmesine yönelik yaptırımı da “sürücünün araç sahibi olmadığı hal” yönünden anayasaya aykırı bularak iptal etmiş, sürücünün aynı zamanda aracın sahibi olmadığı durumlarda trafikten men yaptırımının uygulanmasının önüne geçmiştir.
Bu çerçevede, trafikten men yaptırımlarının da kiralık araçlar bakımından yeniden değerlendirilmesi gerektiği açıktır. İdari para cezalarında olduğu gibi, trafikten men yaptırımının da ihlali gerçekleştiren sürücü ile ilişkilendirilmesinin; en azından sürücünün araç sahibi olmadığı durumlarda oto kiralama şirketlerinin bu yaptırımın kapsamı dışında bırakılmasının hem hakkaniyet hem de ölçülülük ilkeleri bakımından daha dengeli bir çözüm sunabilecektir.
Sonuç olarak, kanun koyucunun KTK m. 116/7 ile ortaya koyduğu yaklaşımın, trafikten men yaptırımları bakımından da benimsenmesi ve yaptırımların mümkün olduğunca ihlali gerçekleştiren sürücü ile ilişkilendirilmesi, hem cezaların şahsiliği ilkesine uyum ve hukuki güvenliğin sağlanması bakımından hem de oto kiralama sektörünün sürdürülebilirliği açısından son derece önem arz etmektedir. Bu doğrultuda yapılacak mevzuat iyileştirmesinin, düzenlemelerin etkinliğini artıracağı ve oto kiralama sektörü ile kamu yararı arasında daha dengeli bir yapı oluşturacağı değerlendirilmektedir.
